Analiz Beşiktaş Erkek Basketbol Takımı

“Paris Levallois maçı mental savaş…”

Written by Sezer Özmen

TBL’de bu hafta 15. Hafta geride kaldı ve Beşiktaş için özellikle en kritik, en belirleyici hafta geçtiğimiz son 2 haftaydı. Kağıt üzerinde 2 hafta fakat Beşiktaş için 1 haftaya sıkıştırılmış maç programından başka hiçbir şey değil. Öyle bir hafta ki Pazartesi Anadolu Efes ile karşılaş, 1 gün ara verip Eurocup’ta Pınar Karşıyaka karşısına çık ve  haftayı Fenerbahçe deplasmanında kapat. Bitti mi? Hayır. Yeni haftaya ise salı günü de Paris deplasmanında Avrupa’da yola devam etmek için çok ama çok önemli bir karşılaşmaya çık. Bütün bu maçlar öncesinde şahsen bana ne beklediğim sorulsaydı hiç kuşkusuz tek bir cevap verirdim. O da TBL’den bir derbiyi ve Eurocup’ta Karşıyaka maçını kazanmamız gerektiği olurdu.

Taraftarın Ve Takımın Psikolojik Savaşı

Sadece basketbol değil, Beşiktaş’ın bütün şubeleri için geçerli olan en büyük sorun, taraftarda oluşan “Büyük takımlar büyük maçları kazanmalıdır. Büyük takımlar her daim şampiyonluğa oynamalıdır” algısının gitgide artarak büyümesi ve özellikle bu sezon zirveye çıkmasıdır. Futbolda 2 sezondur tek bir derbi bile kazanamama stresini taraftar bu sezon basketbolda hem erkek hem kadın takımın aldığı büyük maçlar ile atmaya başlamıştı. Karşıyaka, Banvit ve özellikle Khimki Moscow gibi rakiplere karşı alınan galibiyetler, taraftarın tekrardan basketbola olan ilgisini kısmen de olsa artırmış olmasına rağmen son 1 haftada alınan mağlubiyetler takımın ve taraftarın direncini, özgüvenini kırmış mıdır diye düşünmeden edemiyorum. En önemlisi de Eurocup gibi alanda finali hedeflerken, sadece 1 haftalık kötü gidişatın getirmiş olduğu moral bozukluğunun, Avrupa arenasındaki performansa yansıyıp yansımaması… Bu sebeple Paris Levallois karşılaşmasında, Beşiktaş’ın oyun veya taktik değil kendi içerisindeki mental bir savaşını izlememiz çok muhtemel.

Beşiktaş Lig ve Avrupa İçin İddialı Olabilir Mi?

Her ne kadar ligin ilk yarısı takımların daha çok form tutma evresi gibi görünse de Beşiktaş’ın işini ciddiye alarak yoluna devam etmesi ve kazanma alışkanlığı edinmesi büyük hedeflere oynayan takım olduğunun göstergisidir. Ligdeki kazanılan maçları bir kenara koyuyorum, özellikle Avrupa’da Khimki Moscow ayarında (Bana göre Euroleague ayarında bir takım) bir takıma karşı olağanüstü savunma yapıp bireysel yeteneklerini de devreye sokmasıyla kazanılan karşılaşma, takımın kapasitesini bu haftaya kadar en iyi şekilde gösteren mücadeleydi. Geçtiğimiz haftada ise takımın en dinç olduğu karşılaşmayı, Anadolu Efes maçını baz almak mümkündür. Evet, Beşiktaş büyük maç kazanabilir veya savaşıp kaybedebilir fakat normal şartlarda oynadığı her karşılaşma taraftarına zevk veriyorsa bu takımın kazanabileceği başarılar hiçbir zaman sürpriz olmaz.

Şahsi Tespitlerim

  • Geçtiğimiz sezon Beşiktaş yay savunmasını aksattığı maçları kaybetti çünkü içeride de pota altında olarak Iverson gibi sadece tecrübesiz olarak nitelendirebileceğimiz bir uzun vardı. Peki Beşiktaş ertesi sezona neden yine tek 5 numara olan ve kalın uzun rakipleri karşısında zorlanan Hilton ile başladı?
  • Geçtiğimiz sezon Beşiktaş’ın gözüme çarpan en güzel özelliği rakiplerine ribaundlarda kurduğu üstünlüktü. Ryan Broekhoff olsun, Colton Iverson olsun ve hatta guard pozisyonundaki Doron Perkins olsun Beşiktaş’a bu alanda önemli katkılar veren oyunculardı. Peki bu sezon ne oldu? Hilton Armstrong 4.00 ribaund ortalaması ile oynarken, takımın skorer iki numarası Lofton 3.5 ribaund ortalamasıyla mücadele ediyor. Yine aynı konuya geliyorum, Hilton’un alternatifi kim?
  • Beşiktaş, Engin Atsür’ün olmadığı maçlarda sadece 1 kez kazanabilmiş. Kerem Tunçeri de olmayınca 1 numarada yükü çekecek bir guardın yokluğu çok açık. Kaldı ki Engin Atsür’ün varlığı da aşırı maç temposundan ve fazla süreler almasından dolayı başına işler açabilir mi diye düşünmeden edemiyorum.
  • Beşiktaş’ın hücum varyasyonlarını ele alırsak; Engin Atsür’le başlayıp içeride genelde Hilton veya Jajuan üzerinden oynanan oyunlar, Engin Atsür’le başlayan hücumların ekstra paslarla dışarıdan ceza atışı olarak bitirilmesi ki, bunu en iyi bitiren Ryan Broekhoff ve oyunun tıkandığı anlarda Chris Lofton’ın eline bakılması… Peki ya Hilton’ın oyunda olmadığı bölümlerde, eline uygun anlarda topu alıp potayı görmeyen Bajramovic’in ısrarla slow motion halinde içeriye penetre etme çabaları Beşiktaş’ın alternatif bir hücum gücü mü olmalı?
  • Tyler Stone ve Patrick Miller transferlerinden sezon başında beklenen neydi, gelecek sezon ne olacak? Beşiktaş her sezon çaylak oyunculara yönelmeye devam etmeli mi?

Özellikle bu hafta oynadığımız 3 karşılaşmadan ve takım içerisinde gelişen olaylardan edinmiş olduğum gözlemlerim bu şekilde. Tek temennim Beşiktaş İntegral Forex’in bir an evvel kalıcı çözümlerle eksiklerini giderip, geçmiş maçları geride bırakarak yoluna taraftarını salona çekebilecek oyunuyla devam etmesi.

Saygılar,

Sezer Özmen

About the author

Sezer Özmen

Leave a Comment